Kim bu fare beyinli gazeteciler ?

Kim bu fare beyinli gazeteciler ?



2010-03-10 12:50:38

Ruhat Mengi'nin yine sinirleri bozulmuş.

"Farelerden çektiğimiz" deyip başlamış saydırmaya... İsim yok, adres yok... Diyor ki ; "Kim kendine yakın görüyorsa bu sözleri, üstüne alınsın serbesttir. Onların bu hale düşmesinden tüm insanlar utanç duyuyor çünkü..." Hangi sözler mi? Neler dememiş ki... Buyrun zehir zemberek satırlara; Gizli tanık meselesi Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’le ilgili davada gizli tanıkların ifadelerinin giderek daha fazla rol oynadığı ve oynayacağı görülüyor. Burada çok dikkat çeken bazı noktalar var; birincisi Cihaner’in bir cemaatle ilgili olarak yürüttüğü soruşturmada gizli tanıklarla ilgili olan durum. Aynı tanıklar önce Cihaner’e gidip “muhbir olarak ifade vermek istiyoruz” diyorlar. Cihaner durumu kuşkulu bulduğu için bir başka savcıyı da çağırıyor. Gizli tanıklar “Erzurum Savcısı Şanal’a baskı altında ifade verdiklerini” söylüyor. Bunun üzerine İlhan Cihaner Adalet Bakanlığı’na yazarak “Üzerinde şüphe olmayan bir savcının görevlendirilmesini” istiyor. Bu yapılmıyor ve sonunda Cihaner “Ergenekon suçlusu olarak” tutuklanıyor. Kısa süre sonra bu kez gizli tanıkların Cihaner aleyhine “Bizi parayla aldattılar” dedikleri duyuluyor, iddianamede “Gizli tanıklara baskı yapılacak” iddiası olduğu gazetelere geçiyor ve hemen arkasından CHP milletvekillerinin de karıştırıldığı bir “gizli tanıklara baskı suçlaması” ortaya çıkıyor. Gizli tanıklar bunu yapmak için de gizliliği filan iyice bırakıp ortaya çıkıyorlar, başta Uğur Dündar olmak üzere TV Haber Merkezi yöneticilerini arıyorlar ve ertesi gün tüm haberlerde bu ifadeler... Düşünün, örneğin Uğur Dündar çok deneyimli bir gazeteci olmasa ve teklifin üstüne atlasaydı belki Munzur ve diğerleri kolayca onun için de iddialar ortaya atabilecekti. Sonuç olarak Munzur “CHP’li milletvekilleriyle görüşmediğini” söylediği için CHP’li Ahmet Ersin ve partisi suçlamadan kurtuldular ama “Ergenekoncu” etiketinin nasıl kolayca yapıştırılabileceği, bir yalanla bile şahısların, kurumların nasıl “suçluya dönüştürülebileceği” de açıkça görüldü. Peki bu durumda, hukukçular da son olaylarda görüldüğü gibi sadece gizli tanıklara dayalı soruşturma yapılamayacağını tekrarlayıp durdukları halde her “gizli tanığım” diyen ve aslında hiç gizli olmayan kişinin veya kişilerin bu yaptığına susulacak mı? Çıkarlarına göre herkesin başına çorap örmelerine göz yumulacak mı? En öncelikle tartışılması gereken konuların başında geliyor bu... GENELKURMAY BİLMİYOR MU? CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Balyoz Plânı iddiası konusunda “askeri savcılığın incelemesinde belgenin orijinal olduğu kanaatinin ortaya çıktığını” söylemiş. Albay Dursun Çiçek’in imzası olduğu söylenen belgenin “parmak izi, hangi bilgisayardan çıktığı” gibi araştırmaların yapılmadığını, bunların net olarak ortaya çıkarılmasını bildirdikten sonra “Eğer o kişi bunu hazırlamışsa ‘amirlerin bilgisi dışında yapıldı’ diye geçiştirilemez” demiş. Çok doğru bir vurgu, biz de uzun süredir Her Açıdan’da (ve yazılarda) aynı noktaya dikkat çekiyoruz. Böylesine geniş çaplı bir darbe hazırlığı olmuşsa, örneğin “Seminer emrini ben verdim” diyen Genelkurmay Başkanı ve iddialar bugüne kadar uzanıyorsa diğer iki başkan “Bizim haberimiz yoktu” deme hakkına sahip mi? Bir gazetecinin hukuka karşı suç işlediği iddia edilip dava açıldığında, çalıştığı gazete veya TV’nin yönetimi onunla birlikte, hatta ondan önce nasıl sorumluluğu paylaşıyorsa TSK içinde de öyle olmalı değil midir? İkinci öncelik de burada saklıdır maalesef! *** Farelerden çektiğimiz... “Adam olmak” zor iştir ve bunun “vezir olmak”la mevkiyle, makamla hiçbir ilgisi yoktur. Birinin “adam”lığı önce hamuruyla, mayasıyla; yani doğuştan gelen özellikleriyle ilgilidir, sonra da zaman içinde geliştirdiği kişilikle... Örneğin; içinde bulunduğu şartlara göre bukalemun gibi renk değiştiren, rahatlıkla yalakalık yaparak güç sahibi kişilere veya kurumlara paspas olanlar, bununla da kalmayıp çelişkili ifadelerle başka insanları da kendi hatalarına çekinmeden ortak edip harcamaya yeltenenler, kim olurlarsa olsunlar, hangi yaşta ve makamda olurlarsa olsunlar asla adam sayılmazlar. Bugün sayılmadıkları gibi bundan sonra da ağızlarıyla kuş tutsalar sayılamazlar. Çünkü adamlık “insanlık”la paralel gider. Çıkarı için insanlığını unutanların, yalan söylerken kendisiyle bile çelişkiye düşenlerin, etek öpüp yalvarma pozisyonuna girenlerin bu kavramla bağlantısı olamaz. Örneklerini sıkça görüyoruz da söylemeden geçemedim, kim kendine yakın görüyorsa bu sözleri, üstüne alınsın serbesttir. Onların bu hale düşmesinden tüm insanlar utanç duyuyor çünkü... Tabii utanç duyulacak başka şeyler de var. Örneğin patronlarından emir alan bazı tetikçilerin “patronlarının kızdığı gazeteciler”e mesleki yönden saldıramıyorsa o küçücük beyinleriyle ve yine insanlıktan uzak, her tür omurgasızlığa müsait ruhlarıyla kişisel saldırıya geçmeleri... Meselâ kadın ise karşılarındaki, kadınlık yönüyle vurmaya çalışmaları. Bunu köşelerinde ve internette yapanlar karşılarındaki kadının (veya kadınların) kendilerinde olmayan bir iradeye sahip olabileceğini de akıl edemedikleri için yaptıklarının işe yarayacağını sanırlar. Oysa patronlarına yaranmaktan başka işe yaramadığını, çöplüğe lâyık yazıların oraya gideceğini bilmeleri iyi olur. Gerçek gazetecinin tek ölçüsü vardır; okuyucusu ve izleyicisinin ne düşündüğü, farelerin değil. Gazetecilikte gerçeklerin ne ölçüde ve nasıl bir mesleki dürüstlükle aktarıldığı önemlidir, farelerin görüşleri değil... Bunu anlamak için bile “beyinsiz bir fare olmamak” gerekiyor o da başka mesele! 674

Paylaş



TİRAJLAR
07.05.2012 - 13.05.2012

1.046.603
449.536
411.836
327.148
232.525
230.765
225.521
215.001
161.216
128.677

ANKET
Medya yayınlarının gerçekçi olduğunu düşünüyor musunuz?
EVET
HAYIR
KARARSIZIM

Haber3 Yayın Grubu © 2001-2011 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Medyakafe.com harici linklerin sorumluluğunu almaz.


Yazılım & Teknik Destek: Haber3 Yayın Grubu

Gizlilik İlkeleri ve Kullanım Şartları | Künye | Afrika mangosu | Site Haritası | RSS